ein Bild ein Bild
   
  MELDA BEKCAN
  Agoni
 

Agoni

 

Agoni, ölmek üzere olan bedenlerdeki can çekişme belirtilerine deniliyor. Agoni belirtileri artık ölümün çok öncesinde, genç yaşlarda bile kendini göstermeye başladı toplumumuzda…

İşkence, eziyet, cana kıyma, cinayet, terör…

Amaç hep aynı.

‘Can’la alıp veremediğimiz nedir bilmem. Neden kendi canımıza ya da başkalarınınkine zarar veririz? Neden ‘can’ı yakmak için bedenleri alet ederiz?

Oysa bedenlere mahkûm olduğumuz hâlde bilmeyiz onların kıymetini, yok etmek isteriz bedenleri umarsızca.

Neden duyulara ve duygulara eziyet ederiz ki?

Neden işkence yaparız bedenimize, ruhumuza, sevdiklerimize, birbirimize; bu eziyet niye?

Neden kendini denize atarak intihar etmek isteyen kişi öncelikle elbiselerini düzgünce katlayıp bir kenara koyduktan sonra bir daha yukarı çıkmamak üzere kendini suyun derinliklerine bırakır?

Çünkü hayat rotayı öyle şaşırtabilir ki cisme, bedenden daha fazla özen gösterilir.

Neden kendini asarak hayatına son vermek isteyen insan -ölmek üzereyken canı acımasın diye- ipin etrafına kumaş sarar?

Çünkü canı yok etmek isterken bile, acımasın diye canını kollar!

Özümüzde var olan koruma, kollama duygusunu hayatımız boyunca hep taşırız ama ne yazık ki bazen bu güdülerin hedefini ıskalarız.

Yanlış hedefte ilerlenen yolların sonundaki adres ise bellidir; acı ve hüsran.

Bazen de yanlış yolda ilerlemiş insanların son duraklarına uğramak zorunda kalır birileri; bu durumda acı ve hüsran duygusu, misafir istemese de artık tadılması gereken bir ikramdır!

Bu ikramın farklı sunum biçimleri vardır ama yöntem ne olursa olsun önemli olan misafirin ne hissettiğidir. Duyu ve duyguların en uç noktalarda acıması istenir, bazen işkence yapmak için akla zarar yöntemler denenir, bazen bunun için bir çuval bile yeterli gelir!

Ama işin ilginç yanı nedir biliyor musunuz? Bir insana verilebilecek en büyük acı, algı eşiğini zorlayan durumlardan da kötüsü; insanı algılarından arındırmakmış! Çeşitli işkencelere maruz kalan insanlar arasında yapılan bir araştırmada, en kötü işkence yönteminin; dışarıdan hiçbir uyaranın alınmadığı, bu sebeple de tüm algıların kapandığı kapalı, karanlık kutu gibi bir odaya kapatılmak olduğu tespit edilmiş!

Demek ki insanın canını en çok acıtan şey hayatın akışından izole edilmekmiş.

Belki de bu yüzden ruhumuzu teslim etmeden önce can çekişiyoruz; ruhla birlikte algılarını kaybetmek istemiyor beden, canı kolay vermek istemiyor; çünkü algılarını kaybettiğinde düşeceği durumu biliyor. Ve onlardan kopmak öyle kolay olmuyor onun için.

Ölmek üzere olan bedenlerdeki can çekişme belirtilerine agoni denir.

Agoninin en belirgin bulgusu zihinsel aktivitede kendini gösterir; bilinç bulanıktır.

Aslına bakarsanız agoni belirtileri artık ölümün çok öncesinde, genç yaşlarda bile kendini göstermeye başladı toplumumuzda; istatistiklere göre bağımlılık yapan madde kullanımı o kadar küçük yaşlara düşmüş ki anlaşılan körpecik bedenler can çekişiyor.

Sadece bedenler mi, ruhlar da can çekişiyor aslında… Delil mi? Televizyonların sabah programlarını seyrettiğinizde, gazetelerin üçüncü sayfalarını okuduğunuzda göreceksiniz ruhun can çekişmesinin ne olduğunu… Topyekûn insanlık acı çekiyor bazı açılardan, belki de bazılarının canımıza kastı var, henüz ölüm vakti gelmeden bilincimizi bulandırıp agoniye mahkûm olmamızı istiyorlar; önce bireyleri, sonra belli popülasyonları ve nihayetinde de bir milleti yalnızlığa sürüklemeye ve ölmeden öldürmeye çalışıyorlar…

Peki bu kültürel, sosyolojik ve siyasi baskıya teslim olacak mıyız? Sizi bilmem ama benim bayraklarımı indirmeye hiç niyetim yok!

 
  Bugün 3 ziyaretçi (14 klik) kişi burdaydı! DESİNG BY MERVE  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=