ein Bild ein Bild
   
  MELDA BEKCAN
  En çok kara insanlardan korkuyorum ben
 

En çok kara insanlardan korkuyorum ben

 

En çok ‘kara insanlardan’ korkuyorum ben. Kalbi kararmış insanlar var ya onlardan… Bu kararmış kalplere derdini anlatmak için kapkara saçlarını ak yapan insanlar tanıdım. Ama nafile; değil ak saçlar, ak sakallar bile yetmiyor onlara! 

‘Merhaba’ dedim uyanır uyanmaz. Kuşlara, ağaçlara, dalında sallanan yapraklara ve de esen rüzgâra; ‘Merhabaaa’.

Bugün yeni bir güne başlayacağız hep beraber. Güneş, her zamanki şekliyle aynı yerinden doğdu yine. Zaten o, biz ne yaşarsak yaşayalım aldırmaz ki; doğması gerektiği zaman doğar ve batması gerektiği zaman da batar. Hiç şaşmaz.

Düşündünüz mü; acaba bugün neler bekleyecek bizi?

Ey rüzgâr! Sen esmek zorunda olduğun için eseceksin ama kim bilir neler söyleyecekler sana? Biliyorum çok güçlüsün, o kadar ki evleri, çatıları bile yerinden edebilirsin. Bu yüzden insanlar sana bağırıp çağırabilirler. Aldırma ne olur; çünkü sen görevini yapıyorsun.

Tamam, tamam. Sabahın köründe böyle karamsar olmayalım. Belki de bugün huzur vereceksin çölde dolaşan bir mazluma; sıcaktan bunaldığı anda sırtına dokunduğunda belki senin vesilenle Allah’a şükredecek rahmetinden dolayı.

Sen, yaprak kardeş! Ne durumdasın oralarda? Sallanıp duruyorsun; başın dönmüyor mu? Yooo, gördüğüm kadarıyla keyfin gayet yerinde. Haklısın, düşmek için izin bekliyorsun. Belki bugün düşersin dalından. Ya sen düşerken aşağıdan bir gezgin geçerse, sen de çantasına girip onunla beraber dünyayı dolaşırsan ne hoş olur değil mi? Olur tabii ki, neden olmasın? Bir yerde duymuştum, “Sakın ‘olmaz’ deme; ‘olmaz’, olmazmış!”

Bana öyle sabah mahmurluğu ile bakma minik kuş; söyle bakalım neden yüzünü yıkamadın? Küçükken annem her sabah bana, “Kızım hemen yüzünü yıka! Kuşlar bile sabahları uyanınca yüzünü yıkar.” derdi. Ne yani, yoksa beni kandırdı mı?

Hadi paylaşsana benimle; bugün hangi tarafa uçmayı düşünüyorsun, rızkını nerede arayacaksın? Benden sana bir tüyo… Eğer aç kalırsan Eyüp Sultan’a ya da Eminönü’ndeki camilere gidebilirsin. Orada kuşlara yem atmayı çok seven çocuklar var. Seni aç bırakmazlar inşallah.

Sevgili ağaç sana hürmetlerimi gönderiyorum! Gövdenin içindeki halkaların sayısını saymadığım için kaç yaşındasın bilmiyorum. İtiraf etmeliyim ki sen benden daha çok biliyorsun. Şartlar ne olursa olsun, uyum sağlıyorsun. Bakıyorum kış geliyor yapraklarını döküyorsun, sonra yaz geliyor güneş ışınlarından daha çok faydalanabilmek için yapraklarını yayıyorsun. Sana gıpta ediyorum. Ne yapıp edip ayakta kalıyorsun. En azından bugüne kadar hep başardın ayakta kalabilmeyi.

İşte, yeni bir gündönümü var önümüzde. Benim de yeni umutlarım ve de korkularım var bugünle birlikte. En çok neden korkuyorum biliyor musunuz? En çok ‘kara insanlardan’ korkuyorum ben. Kalbi kararmış insanlar var ya onlardan… Hayata katran renginde bakıyor onlar. Bembeyaz sütü bile katran gibi görüyorlar. Ne söylenirse söylensin, ne yapılırsa yapılsın inanmıyorlar dünyada ak pak beyazın ya da gri tonlarının var olduğuna…

Bu kararmış kalplere derdini anlatmak için kapkara saçlarını ak yapan insanlar tanıdım. Ama nafile; değil ak saçlar, ak sakallar bile yetmiyor onlara!

Samimiyeti, herkesin hata yapabileceğini, istenirse yanlışların düzeltilebileceğini algılayamıyorlar; bunu yapma çabasında olan insanlara karşı kayıtsızlar, herkesi riyakâr görüyorlar…

İnsanların, her gün hiç şaşmadan doğan ve batan güneş gibi olmalarını istiyorlar. Oysa ‘Beşer şaşar.’ Nedense insan fıtratını idrak etmek istemiyorlar. Önemli olan her şeye rağmen kaldığın yerden başlayabilmek, ‘Geçmiş, geçmişte kaldı’ diyerek geleceğe bakabilmek ve yaşananlardan ders çıkarabilmektir.

Biz insanlar beceremedik bu yüzden… Sizlerden rica ediyorum; biz duyguları olanları, o duyguları olmayanlara bir de siz anlatmayı dener misiniz bu gündönümünde?

En azından gaganızdan, esintinizden, kabuğunuzdan, dalınızdan geldiğince...

 
  Bugün 3 ziyaretçi (16 klik) kişi burdaydı! DESİNG BY MERVE  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=