ein Bild ein Bild
   
  MELDA BEKCAN
  Şefkat zehirlenmesi
 

Şefkat zehirlenmesi

 

Şefkat zehirlenmesine uğrayan bir çocuk artık kendisine aşırı sevgi gösteren kişi yanında olmadan hiçbir problemin üstesinden gelemez. Her zaman onun desteğini ister ve sonuç olarak da kendi ayakları üzerinde durma yetisini kaybetmeye başlar.

Bir toplumun yapısı ile canlıların metabolizması arasında birçok benzerlikler vardır. Nasıl ki bir canlının beden bütünlüğünü oluşturan en küçük yapı hücre ise bir toplumu meydana getiren en küçük ve en önemli birim de şüphesiz ailedir.

Bir hücrenin metabolizması ve üremesi ile ilgili tüm şifreler kromozomlarında saklıdır; şayet hücre bu şifrelerin dışına çıkıp kendi başına buyruk, kontrolsüz bir biçimde üremeye başlarsa ‘otonomi’ kazanmış demektir ki kanser hücreleri de bu yöntemle hızla çoğalırlar ve vücudun diğer bölgelerine sıçrayabilirler.

Toplumun, çekirdek aileden oluştuğunu göz önünde bulundurursak, aile içinde yaşanan hatalı davranışların ve dengesizliklerin önüne geçilmediği durumlarda, var olan sıkıntıların tıpkı bir kanser hücresi gibi tüm topluma hızla yayılarak habisleşmesi mümkündür. Dolayısıyla bu tür bir hastalıkla mücadele için işe öncelikle çekirdek aileden başlamak gerekir; çünkü toplum nezdinde yaşanan birçok kronikleşmiş sorunun temelinde bozuk aile yapısı, sevgi dengesizliği ve bu ortamda yetişen çocuklar yatar.

Aile içi dengeler o kadar hassastır ki sevgi ve saygı dozunun azlığı da çokluğu da bu dengeye zarar verebilir. Bu durumdan da maalesef en çok çocuklar etkilenir. Örneğin eşinden yeterli ilgiyi ve sevgiyi göremeyen bir anne -yalnız kalma korkusuyla- içinde barındırdığı tüm sevgiyi çocuğuna kanalize ettiğinde, çocuk öyle büyük bir sevgi denizinde bulur ki kendisini; artık hep o sularda yaşamak ister. Zira dışarıdaki hayat ona kurak gelir ve bu durumda dış dünya ile mücadele edemez. İşte aşırı şefkatin sebebiyet verdiği bu duruma ‘şefkat zehirlenmesi’ denir.

Şefkat zehirlenmesine uğrayan bir çocuk artık kendisine aşırı sevgi gösteren kişi yanında olmadan hiçbir problemin üstesinden gelemez. Her zaman onun desteğini ister ve sonuç olarak da kendi ayakları üzerinde durma yetisini kaybetmeye başlar.

‘Zehirlenme’ denince akla ilk olarak besin ya da kimyasal bir maddeden dolayı bedenin zehirlenmesi gelir; ama aslında ruhumuz da zehirlenebilir; bazı duyguların makul ölçülerin içinde yaşanmaması pekâlâ ruhumuzu zehirleyebilir!

Bence en büyük sıkıntı; bedene, fiziksel özelliklere, görüntüye verilen değerin ruh sağlığına verilmemesiyle başlıyor. Özellikle de minicik bedenlerde kocaman duygular besleyen çocukların ruhlarına.

Ama aile içi sancılar o kadar büyük ki ortada büyük bir dengesizlik var. Bir yanda aileleri tarafından yeteri kadar kollanmadıkları için sorumsuz yayıncılık anlayışı içinde medyadan gerekli gereksiz her şeyi öğrenen bir nesil, diğer yanda ailesi tarafından aşırı derecede korunduğu için adeta cam fanusta yetişen bir nesil var.

Bir tarafta anne, babası tarafından ‘aman yavrum ben yapamadım bari sen yap; ben sahip olamadım bari sen sahip ol’ mentalitesiyle büyütüldükleri için emek vermeden sahip olan ve kıymet bilmeden her şeyi hoyratça tüketip savuran bir kitle; diğer tarafta çocuğunun farklı formasyonlara sahip olabileceğini düşünmeden, kendisinin bürünemediği kimliğe ille de çocuğunun sahip olması için direten ailelerin yetiştirdiği bir kitle var.

Arada da tüm bahsettiğim dengesiz davranış biçimleri içinde dengeyi bulma çabasını taşıyan aileler duruyor. Onlar uygunsuz yaşam koşulları içinde çocuklarını eğitmeye çalışıyorlar; çünkü biliyorlar ki çocuklara verilen kıkırdak kıvamındaki düşünceler büyüdükçe kemikleşiyor. Haklılar, çünkü birçok ruh sağlığı bozukluğunun temeli çocukluk hikâyesine dayanıyor.

Ruh sağlığı bozuk çocuklardan; bozuk aileler ve bozuk topluluklar meydana geliyor. Belirttiğim gibi sadece besinler zehirlemez bedenleri…

 
  Bugün 3 ziyaretçi (10 klik) kişi burdaydı! DESİNG BY MERVE  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=