ein Bild ein Bild
   
  MELDA BEKCAN
  Bir kurdu, bir yunusu, bir aladoğanı anlayabilsem!
 

Bir kurdu, bir yunusu, bir aladoğanı anlayabilsem!

 

Hayatı okumanın temeli, insanı okumak üzerine kurulu…. Bizler de vesveseleri bir kenara bırakabilsek, ayağımıza dolanan korku sarmaşığından kurtulup kuşlar gibi yükselebiliriz.

Bursa’nın Cumalıkızık köyü artık benim ikinci adresim sayılır. ‘Yeşeren Düşler’ dizisinin çekimleri için haftada birkaç kere İstanbul’dan buraya gidip geliyorum. Ama yanlış anlamayın; halimden hiç de şikayetçi değilim. Çünkü birçok diziye platoluk yapmış bu şirin köye adımımı atar atmaz içim huzurla doluyor. Sanırım yıllar önce korunma altına alınmış olan Cumalıkızık köyünün bozulmamış doğal dokusu bana güven veriyor. ‘Keşke’leri fazla sevmem; ama keşke diyorum; sahip olduğumuz değerlerimiz, duygularımız, cesaretimiz de böyle yıllarca korunma altına alınabilseydi ne kadar güzel olurdu! Eminim o zaman kafamız bu kadar karışmazdı ve ezberimiz bozulmazdı. Hani hep yakınıp duruyoruz ya hayatın karmaşasından; düşünüyorum da aslında bu karışıklığın sebebi yine biziz. Geçen zaman dilimiyle birlikte, hayatın her alanında cesaretimizin de giderek azaldığını gözlemliyorum. Esrarengiz bir endişe var üstümüzde; duygu ve düşüncelerimizi, iyi niyetimizi koruyarak, muhatap olduğumuz kişileri kırmadan, gücendirmeden uygun bir şekilde izah etmeye, hatta konuşmaya bile çekiniyoruz: Sanki ortada problem yokmuş gibi davranıyoruz; çünkü esas korkmamız gereken olgulardan ziyade zihnimizde yarattığımız pseudo korkulardan korkuyoruz. Sonra da savunma mekanizması olarak kırılmış cesaretimizi kamufle etmeye çalışıyoruz; bu yüzden etrafımızı çepeçevre saran maskelenmiş ifadeler bizi yanıltıyor ve doğal olarak hayatı doğru okuyamıyoruz. Nasıl okuyalım ki? Hayatı okumanın temeli, insanı okumak üzerine kurulu. Bu durumda, zaman içinde iletişimimiz bozuluyor ve önce birbirimizden sonra da hayattan kopuş süreci başlıyor…

Yine istemeden, “Keşke” diyorum; “Keşke eşyayı gerçek haliyle görebilme arzusunu içeren duada olduğu gibi insanları da oldukları gibi görebilseydim ne kadar güzel olurdu, o zaman birçok bilinmeyeni de deşifre edebilirdim.” Bazen hayatın binbir yüzü çıkıyor karşıma ve sersemliyorum; öyle suratlar görüyorum ki sürekli gülen; ama gözlerin derinliklerine indiğimde karşılaştığım acıyla içim burkuluyor. Bazen de öyle gözler görüyorum ki gözyaşı döken; ama dudaklardaki memnuniyet ifadesini fark ettiğimde içim ürperiyor.

Acaba hayvanlar âlemi benim kafamdaki sorulara cevap verebilir mi? Onlar bazı insanlardan daha şeffaf. Belki onları çözebilirsem hayatı da daha iyi çözümleyebilirim.

Bu yüzden bir kez daha istemeden “Keşke” diyorum; “Bilebilseydim kurdun gözlerindeki öfkenin nedenini; belki o zaman daha iyi kavrayabilirdim insanların yüzlerindeki ifadeyi.”

“Keşke anlayabilseydim yunusun ağzındaki gülmenin sebebini; belki o zaman daha iyi kavrayabilirdim insanların derinlerde neler hissettiğini. Keşke okuyabilseydim bir aladoğanın gökyüzünde süzülürken beynindeki iletiyi. Acaba ne kadar yükseklerde olduğunu fark etse bir daha semalara uçmaya cesaret edebilir mi?”

Emin olun kuşları göklerde umarsızca dans ettiren güç sadece kanatlarından değil, gereksiz korkulardan arınmış içgüdülerinden geliyor.

Bizler de vesveseleri bir kenara bırakabilsek, ayağımıza dolanan korku sarmaşığından kurtulup kuşlar gibi yükselebiliriz. Çoğu zaman kuruntulara gömülüp etrafımıza ve umutlarımızın çevresine aşılmaz duvarlar örüyoruz.

Sahip olmamız gereken şey biraz cesaret, belki o zaman kendimizi aşmayı başarabiliriz…

 
  Bugün 1 ziyaretçi (11 klik) kişi burdaydı! DESİNG BY MERVE  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=