ein Bild ein Bild
   
  MELDA BEKCAN
  Film Gibi
 

Film gibi

 

Henüz 19 yaşındayken film teklifi alan Benazir Butto, bu teklifi kabul etseydi binlerce kişinin izleyeceği bir oyuncu olabilirdi; teklifi reddederken tüm dünyanın izlediği siyaset sahnesinde bir star olacağını acaba aklından geçirmiş miydi?

Bir insanın hayatında, iş ve eş seçiminin ne kadar önemli olduğunu keşfettiğimde, henüz erken yaşlardaydım. Sanırım iş seçimi konusunu biraz fazla ciddiye almış olmalıyım ki, birkaç kere üniversite sınavına girdim ve sonra da birbirinden farklı sektörlerde çalışmayı tercih ettim.

Ama yaşım ilerledikçe, geçmişte yaptığım bu tespitin isabetini daha iyi tecrübe ettim.

Ailemizi, doğduğumuz yeri seçebilme imkânımız kader olgusu ve küllî irade itibariyle mümkün değil ama cüzî irademizi kullanarak yapabildiğimiz bazı seçimler var ki, hayatımıza yön verebiliyor.

Bahsettiğim kader ve irade sarmalı, belki de insanlık tarihinin en çok merak edilen konularından biri olmuştur; zira bu kavramları açıklamak için yazılan satırları saymak neredeyse imkânsız olmalı! Geçmişten bugüne dünya sahnesi öyle hikâyelere tanık olmuş ki yaşananları tam olarak anlamlandırıp ifade etmek mümkün olamamış.

İşte, ani ölümüyle tüm dünyada yankı uyandıran Benazir Butto’nun hayatı da bu sarmalın zuhur ettiği ‘extrem’ örneklerden biri. Ülkesinde düzenlenen suikasta kurban gitmesinin ardından Butto’nun özeli ile ilgili çok şey öğrendik, özellikle de eşi Asıf Zardari hakkında… Bir gazetede Asıf Zardari’nin, Butto’nun travması olduğunun yorumlanmasına refleksle tebessüm ettim, sadece kocası mı? İşin aslına bakılırsa Benazir Butto’nun hayatı travmadan ibaretti; bunların bir kısmı alın yazısıydı, bir kısmı da kendi seçimiydi. Şüphesiz, Butto ailesinin bir ferdi olarak, varlık içinde ve siyasetle içiçe büyümesi onun kaderiydi ve idama mahkûm edilen bir babanın vasiyetiyle aktif olarak siyasete girmesi de kontrolü dışında gelişen bir hadiseydi.

Diğer yandan güçlü iradesiyle, gözüne kestirdiği hedeflere muvaffakiyetle ulaşıyordu ama o da sahip olduğu bu güç ve parlak yaşantısı nedeniyle, doğanın vazgeçilmez bir kanunu olarak, başka iradelerin gözüne kestirdiği bir hedef oldu. Birçok insana göre eşi, onun yumuşak karnıydı ve eşinin içine karıştığı yolsuzluk iddialarıyla bazen bir kolyesi bile gerekçe gösterilerek yerinden edildi. Bu tür olaylarla karşılaştığımızda, “Böyle güçlü, mantıklı ve iktidar sahibi insanların da duygusal yönleri olur mu?” diye düşünürüz. Neden olmasın ki?

Her şeyden önce o bir insandı, üstelik de bir kadındı… Çok erken yaşlarda, henüz hemcinsleri dünyaya tozpembe gözlüklerle bakarken, babasının ölümünün ardından PPP Partisinin başına geçtiğinde, hayatın tüm gerçekliği ve acımasızlığıyla karşı karşıya kaldı. Sırtında büyük sorumluluklar taşıyan ve her daim güçlü olmak zorunda olan insanların, tüm insanî zayıflıklarının birikip bloke bir dışavuruma dönüşmesi çok doğal bir durumdur. Belki de gerçekten Asıf Zardari onun yumuşak karnıydı ya da hayatının tüm karmaşıklığından kaçtığı bir sığınaktı. Bir röportajında, “Kocam beni koruyor, eğer sevgi buysa ben onu seviyorum.” demişti. Haklarında çıkan tüm söylentilere rağmen yollarını ayırmadılar. Garip olan durumsa, yolsuzluk iddialarının ülkeyi kasıp kavurmasına rağmen bugüne kadar bunların ispatlanamaması; sizce de bu durum kafaları biraz karıştırmıyor mu?

Bir de madalyonu ters çevirip olaylara eşinin tarafından bakalım. Asıf Zardari’nin 20 yıllık evlilik yaşantısının 11 yılını hapiste geçirmesi acaba kendi tercihlerinin sonucu muydu? Olacakları baştan bilseydi yine de bu evliliği yapmayı göze alabilir miydi? Yoksa Benazir Butto’nun içindeki çalkantılı siyasi alanın etrafındaki ateşten çember, onun da paçalarına mı sıçradı? Zira Butto’nun genç yaşından itibaren oynadığı ateş, ona oyun gibi geliyordu; ama suikast günü o da ateşten kurtulamadı, bu defa üstüne sıçradı. Büyük sorunların üstesinden gelen insanların bazı tehlikeleri küçük görüp önemsememesi gibi, belli ki o da gelen tehditleri hafife almıştı…

Henüz 19 yaşındayken film teklifi alan Benazir Butto, bu teklifi kabul etseydi binlerce kişinin izleyeceği bir oyuncu olabilirdi; teklifi reddederken tüm dünyanın izlediği siyaset sahnesinde bir star olacağını acaba aklından geçirmiş miydi? Film bitti ama ekranda ‘The End’ yazısını göreceğinizi düşünmeyin çünkü sıra oğul Bilavel’de… Pakistan’da tarih şaşırtıcı derecede hızlı tekerrür ediyor, tıpkı annesi gibi oğul Bilavel de genç yaşta ve ani olarak aldı bu filmdeki rolünü.

 
  Bugün 3 ziyaretçi (15 klik) kişi burdaydı! DESİNG BY MERVE  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=